​Estetik denince aklımıza hep uzaklar, ulaşılamaz galeriler veya pahalı tasarımlar geliyor. Oysa Aura, tam olarak o çay bardağının tabağa değerken çıkardığı seste, fırından yeni çıkmış ekmeğin buğusunda ve dededen kalma bir hırkanın ilmeklerinde gizli.

​Hayatın Ritmi Sokaktadır

​Gerçek estetik, mükemmel olanda değil, yaşanmışlığı olanın içindedir. Mahalle bakkalının sabah kepengini açışındaki o alışıldık ritim, bir komşunun saksıda yetiştirdiği sardunyanın rengi aslında bize çok şey anlatıyor: Güzellik, sahip olunacak bir şey değil, fark edilecek bir şeydir.

​"Eskinin" Onuru

​Halkın estetiği, dayanıklılıktan ve emekten beslenir. Yıllarca üzerine oturulmuş bir ahşap sandalyenin aşınmış kenarları, en şık tasarım koltuktan daha büyük bir hikaye anlatır. Aura Özel’in bu sayısında, eşyaların ruhuna saygı duruşunda bulunuyoruz. Yeni olanın parlaklığına değil, eski olanın bilgeliğine bakıyoruz.

​"Güzellik, bir vitrin camının arkasında değil; bir annenin hamur açan ellerinde, bir ustanın yorgun tebessümündedir."


​Sıradan Olanı Kutlamak

​Büyük mucizeler beklemeyi bırakıp sıradan olanın zarafetine eğildiğimizde Aura değişir. Bir dostla içilen okkalı bir kahvenin hatırı, sadece tadında değil, o anki samimiyettedir. Estetik, hayata kattığımız o ince ruh, o 'halk işi' içtenliktir.